Delail-hayrat



URL: http://www.halidiye.com/YeniForum/forum_posts.asp?TID=10530
 (adresten alıntıdır)
Konu: Delail-hayrat

 En güzel senâlar Efendimiz (sas) içindir
Asırlardır mü’minlerce okunan Delâil-i Hayrat, adeta bir salavat-ı şerife deryası gibidir. Onun yazılış hikayesi ise çok ilginç bir hikayeye dayanıyor.

Muhammed Süleyman el-Cezûlî Hazretleri günün birinde yolculuk esnasında abdest tazelemek ihtiyacı hissetti. Fakat yanında su yoktu, etrafta da ne bir dere, ne de bir su kaynağı görünüyordu. Şöyle kısa bir araştırma sonunda bir su kuyusu buldu. Fakat kuyudan su çekmek için ne bir kova, ne de bir ip vardı. Ne yapacağını bilemedi, durdu.

Nasıl yapayım da bu kuyudan suyu çıkarayım diye çare düşünürken, civardaki evlerden birinin önünde kendisine bakmakta olan bir kurban gördü. Hemen ona hâlini arz ederek bir kova ile ip getirmesini istedi. Evinin önünde bekleyen kurban, çaresiz bir şekilde kuyunun başında bekleyen bu yaşlı pir-i fâniye kim olduğunu sordu. Zamanın kıymetli âlimlerinden olan Muhammed el-Cezûlî Hazretleri kendisini tanıtınca kurban hayretle: “Bütün insanlar sizin ilminizden istifade eder, bir müşkülü olduğu zaman sizden yardım beklerken, siz kuyudan bir kova su çıkarmaktan aciz kalmışsınız!” dedi. Bunun üzerine, “Evladım hiç kuyudan ipsiz, kovasız su çıkarılır mı, bu nasıl olur?” deyince, kurban kuyunun başına gelip, bazı şeyler okuyarak kuyunun içine üflemeye başladı.

Bu ilginç sahneyle birlikte İki Cihan Serveri Efendimiz’e (sas) eşsiz güzellikte salâvatların getirildiği “Delâil-i Hayrât” adlı meşhur kitabın yazılış hikayesi de başlıyordu. Mevlâ’nın hikmeti, kızcağızın okumasıyla birlikte kuyunun içindeki su kabarıp yükselmeye başladı. Nihayet kuyunun suyu tamamen dolarak taştı. İmam el-Cezûlî bu işe çok şaşırmıştı. Kuyudan taşan sudan hemen abdestini aldı sonra kıza dönüp: “Evladım! Sen bu keramete hangi amelin sebebiyle nail oldun?” diye sorunca, kurban dedi ki: “Ben Peygamber Efendimiz’e salâvat-ı şerifeyi çok getirip, buna devamla bu ikrâma nail oldum.” İmam el-Cezûlî Hazretleri kurbanın bu apaçık kerametine şahit olunca salâvat-ı şerife zikrini artırdı ve daha çok salâvat getirmeye başladı.

Ancak yaşadığı hâdise aklından çıkmıyordu. Acaba bu hangi salâvat–ı şerifeydi? Yine bir gece yatağına uzanmış yatıyordu. Gecenin yarısı baktı ki, hanımı yavaşça yanından kalktı. Abdestini aldı, elbisesini giyindi ve sonra da kapıdan çıkıp gitti. Hanımının hâlinden şüphelenen imam, gizlice takip etmeye başladı. Onu kapıda iki arslanın beklediğini gördü. Biri önünde biri de arkasında hanımına eşlik ederek, sahile doğru gitmeye başladılar. Sahile gelince, aslanlar beklediler. Hanımı denizin üstünde yürüyerek tenha bir adacığa gitti.

Bir müddet ibadet ettikten sonra su üstünde yürüyerek tekrar geri geldi ve arslanlarla eve yöneldi. Olanları hayretle izleyen Cezûlî Hazretleri, hemen eve gelip yatağına girdi. Bu hadise iki gece daha devam etti. Sonunda meseleyi hanımına açtı. Üç gecedir kendisini takip ettiğini, ondaki keramete vâkıf olduğunu anlattı. Sırrı öğrenmek istedi. Hanımı tebessüm ederek: “Efendi, demek sırrıma vâkıf oldunuz. Ben senelerdir böyle yaparım. Böyle bir kerametin ihsan edilmesine gelince, bunun sebebi Efendimiz’e (sas) çok salâvat getirmemdir.”dedi. İmam, hangi salâvata devam ettiğini sordu, hanımı cevap vermek istemedi. Fakat ısrar edilince, “Bunu söylemeye izin yok. Madem çok ısrar ediyorsun, o hâlde bu gece istihare yapayım, eğer müsaade olursa, o zaman söylerim.” dedi.

Ertesi sabah şunları söyledi: “Bu salâvat-ı şerifeyi açıkça söylememe müsaade edilmedi. Lâkin şuna müsaade var ki, sen bütün salâvat-ı şerifeleri araştır ve bulduklarını bir kitapta topla. Şayet benim okuduğum salâvat-ı şerife o kitapta varsa söylerim.” Bunun üzerine el-Cezûlî Hazretleri araştırma yapmaya başladı. Ne kadar salâvat-ı şerife ile alâkalı eser varsa, gözden geçirdi. İşin ehli olan zatlara danıştı ve sonunda “Delâil-i Hayrât” adıyla meşhur asırlardır mü’minlerin gönül dünyalarını aydınlatan eseri hazırladı.

Kitabı gözden geçirmesi için hanımına sundu. Hanımı baştan sona okuduktan sonra, “Evet, benim okuduğum salâvat-ı şerifeye bir kaç yerde rastladım. Sen bunu okumaya devam et.” dedi. İçinde pek çok salâvat-ı şerifenin bulunduğu bu “Delâil-i Hayrât” adlı kitap asırlardır müminlerce okunmaktadır. Kitap, bir salavât-ı şerîfe deryâsı gibidir. Bedîüzzaman Hazretleri aynı şekilde salavâtları Delâilü’n-Nûr olarak yeniden tanzim edip Hizbü’l-Envâri’l-Hakâik-ı’n-Nûriye’nin içine koymuştur. Eser, Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretleri başta olmak üzere, birçok büyük alimin evradı arasına girmiştir.

Salı, August 12, 2008 | Kategori:delail-i hayrat | (yok) Yorum yaz! Baglanti

DELAİL-İ HAYRATIN YAZILIŞI

 

Meşhur salavat kitabı Delail-i Hâyrat'ın yazarı Süleyman el Cezûlî Hazretleri bir gün bir sahrada namaz kılmak istemişti. O muhitte herhangi bir akar su olmadığından abdest almak için su bulamadı. En sonunda bir kuyu görüp başına vardı. Fakat kuyudan su çekecek ne bir kovası ne de ipi vardı. Kuyunun başında beklerken orada evinin önünde kendisine bakmakta olan bir kız görüp ondan bir kova ile ip istedi.

Kız:

— Bütün insanlar sizin ilminizden istifade eder, bir müşkili olduğu zaman hallini sizden beklerken, siz bir kuyudan suyu çıkaramıyor musunuz? dedi.

İmam-ı Cezûli kıza:

— Kuyudan ipsiz, kovasız su çıkarılır mı, bu nasıl olur? deyince, kız kuyunun başına gelip kendi kendine bir şeyler söylemeye başladı. Fakat hikmeti ilâhî ki o andan itibaren kuyunun suyu da yükseliyordu, öyle oldu ki kuyunun suyu ağzından-taşmaya başladı.

İmam-ı Cezûli, rahat rahat abdestini aldıktan sonra:

— Kızım söyle Allah aşkına, bu kerameti sen ne ile elde ettin? diye sormaktan kendini alamadı. Kız bol bol salavatı şerife getirdiğini, başka da bir şey yapmadığını sadece ibadetini noksansız yerine getirdiğini söyledi.

İmam-ı Cezûli Hazretleri kızın bu kerametine şahid olunca daha çok salavat getirmeye başladı. Akşam sabah salavat getiriyordu. Bir gece yatarken uykudan uyanıp hangi salavatı okuyayım diye düşünürken, bir de baktı ki, hanımı en güzel elbiselerini giydi, güzel kokular süründü, bütün hazırlığını yaptıktan sonra da kapıdan çıkıp gitti. Hanımının bu halinden şüphelenen imam, gizlice arkasından nereye gittiğini takibe başladı. Fakat iş onun, zannettiği gibi değildi. Hanımı kapıdan dışarı çıkar-çıkmaz onun etrafını dört arslan sardı. O ortalarında yollarına devam ediyorlardı.

Süleyman el Cezûlî'nin heyecanı bir kat daha artmıştı. Hanımı arslanlarla beraber deniz kenarına kadar vardı, denize vardıktan sonra da elindeki seccadesini denizin üzerine serip sahile yakın tenha bir adacığa gitti. Arslanlar ise deniz kenarında onun gelmesini bekliyorlardı. Kadın geçtiği adada bir müddet ibadet ettikten sonra, su üzerinde yürüyerek sahile geldi. O gelir gelmez arslanlar yine hazırola geçtiler, kadinı aralarına alıp eve kadar getirdiler. Fakat îmam-ı Cezûlî Hazretleri, ondan evvel eve gelip hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yatağa yatmıştı. Hanımı da gelip, geceliklerini giydi, yatağına yatıp istirahatına başladı.

O geceden sonra Süleyman el Cezûlî Hazretleri acaba sadece o gece mi oldu, ondan sonra da olacak mı diye aynı saatlerde karısını takip etmeye başladı. Üç gece takip etti, üçünde de, hanımı aynı şekilde yapıyordu. Üçüncü günü artık dayanamayıp o mübarek hanımına durumu açarak bunun sırrını sorduğunda, hanımı:

— Siz bunu yeni mi farkettiniz! Ben senelerdir böyle yaparım, Allah (c.c.) bu lütfunu bana seneler evvel ihsan etmiştir» dedi. Buna nail olmasına sebeb olarak da, Peygamber Efendimize çok salavat getirdiğini söyledi.

Hazreti İmam, karısına: «Hangi salavata devam ediyorsunuz?» diye sorduğunda da söylemek istemedi. Şeyh Hazretleri ısrar edip açıklamasını isteyince de:

— Şu anda söylemeye izinli değilim. Bu gece istihare yapayım, müsaade olursa söylerim, dedi.

Sabah oldu.- Hatun şöyle anlattı: «Serahaten anlatmama müsaade olmadı. Yalnız bütün salavatı bir kitapta eem'eyle (topla) eğer içinde benim okuduğum varsa, söylerim» dedi.

Bu müjdeden sonra Hazreti İmam, kolları sıvadı, ne kadar salavat varsa araştırdı, bütün ehli mâ'neviyata danıştı, ravilerin rivayetini inceledi: «Delail-i Hayrat ve Şevank-ül Envar» ismiyle bîr arada cem ederek hanımının tedkikine sundu. Hanımı baştan sona okuduktan sonra: «Evet, bir kaç yerde benim okuduğum salavat geçmektedir. Sen bunu okumaya devam et» dedi.

Hazreti îmam ondan sonra o kitabı kendisi okuduğu gibi diğer müslümanlara da okumalarını tavsiye etti, diyar diyar gezerek Delail-i Hayrat'ı tanıttı, bir çok kimse onu okuyarak Allah'ın lütfuna mazhar oldular. Allah cümle Ümmeti Muhammedi şefaatına nail buyursun.

Delail-i Hayrat'ın hazırlayıcısı Şeyh Süleyman el Cezûlî Hazretleri, 870 yılında elan (şimdi) ispanya'nın elinde bulunan, o zaman diyarı islâm olan Koval kasabasında vefat etti. 70 sene sonra talebeleri kabrini küfür çizmesi altında bırakmamak için açtıklarında cesed-i mübareklerinin, olduğu gibi durduğunu gördüler ve alıp Afrika kıt'asına, Fas'a naklettiler...

* * *

Pazartesi, August 11, 2008 | Kategori:delail-i hayrat | (yok) Yorum yaz! Baglanti

”Delâil-i Hayrat” da Gizlenenler

Süleyman el-Cezûlî başından geçen ilginç olaylar sonrasında bir takım kerametler görür. Bu kerametlerin Peygamberimiz (s.a.v.) e yapılan salâvatı şerifeleri içinde olduğunu duyup araştırmaya başlar. Araştırır ve bulduklarını bir kitapta toplar.

“-Bu salâvatı şerifeyi açıkça söylememe müsaade edilmedi. Lâkin şuna müsaade var ki; sen bütün salâvatı şerifeleri araştır ve bulduklarını bir kitapta cem et. Şayet benim okuduğum salâvatı şerife o kitapta mevcut ise söylerim.”..

Pek çok salâvatı şerifenin cem edildiği “Delâil-i Hayrât” ismindeki o meşhur kitabın telif edilmesiyle alâkalı olarak şöyle bir kıssa anlatılmaktadır:

“Delâil-ii Hayrât”ın müellifi olan Süleyman el-Cezûlî Hazretleri
günün birinde yolculuk
esnasında abdest tazelemek
ihtiyacı hissetti. Fakat yanında
su yoktu, etrafta
da ne bir dere, ne de bir su
kaynağı görünmüyordu. Şöyle
kısa bir araştırma sonunda bir
su kuyusu buldu.Fakat kuyudan
su çekmek için ne bir kova,
ne de bir ip vardı. Ne yapacağını bilemedi, durdu. Nasıl
yapayım da bu kuyudan suyu çıkarayım diye çare düşünürken, civardaki evlerden birinin
önünde kendisine bakmakta
olan bir kız gördü.. Hemen ona
hâlini arz ederek bir kova ile ip getirmesini istedi. Evinin
önünde bekleyen
kız, çaresiz bir şekilde kuyunun başında bekleyen bu yaşlı
pir-i fâniye kim olduğunu sordu. Zamanın âlimlerinden olan
Süleyman
el-Cezûlî Hazretleri kendisini
tanıtınca kız hayretle:

Fas’ın Merakeş şehrinde bulunan Süleyman Cezuli (K.S.)’ in Türbesi. Süleyman Cezuli (K.S.) 13.yüzyıl sufilerinden olup derlediği ve pek çok salavât- şerife’yi bir araya getiren “Delail-ül Hayrat” adlı risalesinin de yazarıdır.

“Bütün insanlar sizin ilminizden istifade eder, sizi hayır ve kerametle överler. İnsanların bir müşkülü olduğu zaman sizden yardım beklerken, siz kuyudan bir kova su çıkarmaktan aciz kalmışsınız.” dedi. Bunun üzerine Süleyman el-Cezûlî:

“Evladım hiç kuyudan ipsiz, kovasız su çıkarılır mı, bu nasıl olur? deyince, kız kuyunun başına gelip, bazı şeyler okuyarak kuyunun içerisine üfürmeye başladı. Mevlâ’nın hikmeti, o andan itibaren kuyunun içindeki su kabarıp yükselmeye başladı. Nihayet kuyunun suyu tamamen dolarak taştı. İmam el-Cezûlî bu işe çok taaccüp etmişti. Kuyudan taşan sudan hemen abdestini aldı sonra kıza dönüp:

“Evladım! Sen bu keramete hangi amelin sebebiyle nail oldun?” diye sorunca, kız dedi ki:
“Ben Peygamber Efendimize salâvatı şerifeyi çok getirip, buna devamla bu keramete nail oldum.” diye cevap verdi.

İmam el-Cezûlî Hazretleri kızın bu apaçık kerametine şahid olunca salâvatı şerife zikrini artırdı ve daha çok salâvat getirmeye başladı. Yaşadığı bu hâdise hiç aklından çıkmıyordu. Kız bu keramete ulaşmasının sebebi olarak salâvatı şerifeye devam ettiğini söylemişti; ama acaba bu hangi salâvatı şerifeydi? Çünkü o kadar çok salâvatı şerife vardı ki. .

Yine bir gece yatağına uzanmış yatıyordu; ama bunları düşünmekten gözüne uyku girmemişti. Derken gecenin yarısı olunca bir de baktı ki, hanımı yavaşça yanından kalktı. Abdestini aldı, elbisesini giyindi ve bütün hazırlığını yaptıktan sonra da kapıdan çıkıp gitti. Hanımının bu hâlinden şüphelenen İmam el-Cezûlî hiç belli etmeden gizlice onun arkasından nereye gittiğini takip etmeye başladı. Bir de ne görsün; hanımı evin kapısından dışarı çıkınca orada onu iki tane aslan bekliyor. Biri önünde biri de arkasında olmak üzere aslanlar hanımına refakat ederek, sahile doğru gitmeye başladılar. Süleyman el-Cezûlî heyecan ve merakla onları takip etmeye başladı. Hanımı denizin kenarına gelince, aslanlar orada beklediler. O denizin üzerinden yürüyerek sahile yakın tenha bir adacığa gitti. Orada bir müddet ibadet ettikten sonra su üzerinde yürüyerek tekrar sahile geldi. Deniz kenarında onun gelmesini bekleyen aslanlar, o gelince yine biri önünde biri arkasında eve kadar ona refakat ettiler. Tüm bu olanları hayretle izleyen İmam el-Cezûlî Hazretleri, gizlice hanımından evvel eve gelip sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yatağına uzandı. Biraz sonra da hanımı geldi, elbiselerini değişti ve usulca yatağına yatıp uyudu.

Süleyman el-Cezûlî Hazretleri ertesi gece yine tetikteydi. Acaba bu olay sadece o geceye mi mahsustu, yoksa ondan sonraki gecelerde de tekerrür edecek miydi?.. Ertesi gece yine aynı saatte hanımı aynı şekilde kalktı. Abdestini aldı elbisesini giyindi ve bütün hazırlığını yaptıktan sonra evden çıktı. Dün gece ki gibi dışarıda onu iki tane aslan bekliyordu. Yine biri önde biri arkasında aslanlar hanımına refakat ederek sahile geldiler. Denizi yürüyerek geçip o küçük adacığa gitti. Orada bir müddet ibadetini yaptı ve tekrar sahile yürüyerek döndü. Aynı şekilde aslanların refakatinde evine geldi. Elbiselerini değiştirip, hiçbir şey olmamış gibi yatağına girdi.

İmam el-Cezûlî üçüncü gece hanımını tekrar takip edip, yine aynı olaylar cereyan edince artık daha fazla dayanamadı ve hanımıyla konuştu. Meseleyi ona açıp, üç gecedir kendisini takip ettiğini, ondaki keramete vakıf olduğunu anlattı. Bu kerametin sırrını öğrenmek istedi. Bunun üzerine hanımı tebessüm ederek:

“Efendi! Demek sırrıma vakıf oldunuz. Bu benim için birkaç günlük mesele değildir; ben senelerdir böyle yaparım. Bana böyle bir kerametin ihsan edilmesine gelince, bunun sebebi Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a çok salâvat getirmektir.”
Süleyman el-Cezûlî Hazretleri günlerden beri kafasını meşgul eden soruya galiba cevap bulabilecekti. Hemen hanımına sordu:

“Ey Hatun! Hangi salâvata devam etmekle bu keramete nail oldun?” Hanımı kocasının bu sorusuna cevap vermek istemedi. Fakat kocası ısrarla bunu açıklamasını isteyince dedi ki:
“Efendi! Bunu söylemeye müsaade yok. Ama madem söylemem için çok ısrar ediyorsun, o hâlde bu gece istihare yapayım, eğer müsaade olursa, o zaman söylerim.” dedi.

O gece istihare yaptı. Ertesi sabah istihare neticesine göre kocasına durumu şöyle anlattı:
“Bu salâvatı şerifeyi açıkça söylememe müsaade edilmedi. Lâkin şuna müsaade var ki, sen bütün salâvatı şerifeleri araştır ve bulduklarını bir kitapta cem et. Şayet benim okuduğum salâvatı şerife o kitapta mevcut ise söylerim.” dedi.

Bunun üzerine Süleyman el-Cezûlî Hazretleri araştırma yapmaya başladı. Ne kadar salâvatı şerife ile alâkalı eser varsa, gözden geçirdi. İnceledi, tetkiklerde bulundu. Bu işin ehli olan zatlara danıştı ve sonuç itibariyle bulduğu tüm salâvatı şerifeleri bir araya cem ederek, onu “Delâil-i Hayrât” ismiyle kitaplaştırdı. Bu kitabı gözden geçirmesi için hanımına sundu. Hanımı bu kitabı baştan sona okuduktan sonra eşine dedi ki:

“Evet, benim okuduğum salâvatı şerifeye bir kaç yerde rastladım. Sen bunu okumaya devam et.” dedi.

İmam el-Cezûlî bunun üzerine o kitabı hem kendisi okudu hem de bütün Müslümanlara okumalarını tavsiye etti. İçinde pek çok salâvatı şerifenin bulunduğu bu “Delâil-i Hayrât” kitabı asırlardır okunmaktadır. Bu kitabı okuyan pek çok kimse maddî ve mânevî hastalıklarına şifa buldular ve Allah’ın lütfuna mazhar oldular.
(Alıntı kaynağı: http://netpano.com)

Pazartesi, August 11, 2008 | Kategori:delail-i hayrat | (yok) Yorum yaz! Baglanti

Bağlantılar

Son Yorumlar

blog hakkında
süper