HZ. MUHAMMED'İN HAYATI


 


Ilahiler - Cagri(1).mp3 -






HZ. MUHAMMED'İN HAYATI 

 

Hz. Muhammed Hicret’ten 52 yıl önce (Milâdi 570),

Rebiülevvel ayının 17. gününde Mekke şehrinde dünyaya gelmişlerdir.

 Babası, Hz. Abdullah daha Hz. Muhammed dünyaya gelmeden,

25 yaşlarında vefât etmiştir. Annesi,

Hz. Âmine’yi ise 6 yaşında iken kaybetmiştir.

 Küçük yaşta babasını ve annesini kaybeden Hz. Muhammed’i,

dedesi Abdülmuttâlib himayesine aldı ve

o zamana kadar kimseye verilmemiş olan

Muhammed adını kendisine verdi.

O da bir yıl sonra vefât edince, Hz. Muhammed’i amcalarından,

Hz. Ali’nin babası Hz. Ebû Tâlib yanına alıp büyütmüştür.

 Hz. Muhammed Mekke’nin en büyük ailesi olan

Hâşimiler’dendi.

 

Peygamberler, Peygamber olarak dünyaya gelirler

ve o vazife için yaratılmışlardır.

Peygamberlik gibi ağır bir emaneti yüklenmek için bir

hazırlık devresi geçirirler, sonunda ilâhi vahye

mazhar olurlar ve insanlara ilâhi emirleri tebliğe başlarlar.

 

Hz. Muhammed’in hayatı, Peygamberliğini

açıklamaya emir alıncaya kadar; sade, temiz, çok

dürüst ve yaşayışı da insanlığa örnek bir yaşayış idi.

 

Hz. Muhammed genç yaşlarında iken bütün

Hicâz’da, daha Peygamberlik gelmeden önce, huylarının

üzelliği ve her hususta emin oluşları dolayısıyla,

Araplar tarafından “Muhammed’ül Emin” diye anılmaya başlanmıştı.

Babasından mal, mülk, bir şey kalmadığı için bir hayli fakirdi;

yalnız çok soylu bir aileden olduğu için çok itibar görürdü.

 

 

Hz. Hatice ile Evlenmesi 

 

Kureyş hanımlarından olan Hz.Hatice ticaretle uğraşmakta idi.

Çok zengin ve dul olduğundan, mallarını idare etmesi,

ticaretini sürdürmesi için emin bir kişi olarak gördüğü

Hz.Muhammed’i kendisine yardımcı seçti. Daha sonra

Hz.Muhammed ile Hz.Hatice evlendiler. Evlendiklerinde

Hz.Muhammed 25, Hz.Hatice ise 38 veya 40 yaşlarında idi.

Hz.Muhammed’in, Hz.Hatice’den iki erkek, dört kız çocuğu olmuştur.

Bütün evlâtları kendi zamanında âhiret dünyasına göç etti.

Hayatta kalan tek evlâtları Hz.Fâtıma ise

Hz.Muhammed’in, Peygamberlikleri zamanında

Hicret’ten 11 yıl önce dünyaya gelmiştir.

 

Hz.Muhammed’in soyu çok sevdiği kızı “Ehl-i Beyt”ten olan

Hz.Fâtıma’dan yürümüştür. Hz.Fâtıma’dan da,

Hz.Peygamber’in çok sevdikleri “Ehl-i Beyt”ten olan torunları

Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin dünyaya gelmişlerdir.

 

 

İlk Vahy’in Gelişi 

 

Hz.Muhammed ilk vahy’in gelişini şöyle anlatıyorlardı:

 

“Hirâ dağında, adımın çağrıldığını duyardım;

fakat çağıranı göremezdim. Derken bir gün melek göründü bana;

kucakladı beni, göğsüne bastırdı, sıktı ve «Oku» dedi.

Ben okumak bilmem dedim. Tekrar sıktı «Oku» dedi.

Aynı sözü söyledim. Yine sıktı «Oku»” dedi.

Ve Kur’ân-ı Kerîm’in şu âyetlerini okudu:

 

“(1) Oku Rabbinin adıyla ki bütün mahlûkatı yarattı,

(2) İnsanı da bir parça kan pıhtısından var etti;

(3) Oku ve Rabbin, pek büyük bir kerem sâhibidir,

(4) Öyle bir Rab ki kalemle öğretmiştir,

(5) İnsana bilmediğini belletmiştir (öğretmiştir).”

(Alâk 1-5. âyetler)

 

Bu âyetler Hz.Muhammed’e ilk inen sûrenin

ilk beş âyetidir.Hz.Muhammed’e, Allah tarafından

lk vahiy Ramazan ayında nâzil olmuştur.

 

“Ramazan ayı ki onda Kur’ân inzal olunmuştur.

Kur’ân nas için aynı hidâyettir; doğru yola götüren,

hak ile bâtıl arasını ayıran açık delillerdir.”

(Bakara 185. âyet)

 

Kur’ân-ı Kerîm, Hz.Peygamber ebedî âleme göçene kadar

23 yılda tamamlanmıştır. Nâzil olan bütün âyetler,

Allah tarafından zaman zaman vahiy edilmiştir.

 

Kur’ân-ı Kerîm’de; kulun, yani Peygamber’in

Allah ile ancak vahiy yoluyla konuşabileceği anlatılmaktadır.

Bu konudaki âyetler de şunlardır:

 

“Vahiyle veya perde ardından olması veya bir elçi gönderip

ona kendi izniyle dilediği şeyi vahiy etmesi suretlerinden

başka hiçbir suretle Allah’ın konuşması hiçbir insana

müyesser olmaz. Çünkü O yücedir, işinde hakimdir.”

(Şûra 51. âyet)

 

“(192) Kur’ân şüphesiz Rabbelâleminin indirmesidir.

 (193-194-195) Sen Tanrı azâbıyla korkutanlardan

olasın diye onu «ruh-i emin» açık olan Arap diliyle indirmiştir.”

(Şuarâ 192-195. âyetler)

 

“ (16) (Ey Muhammed)! Vahiy bitmesin diye acele almak için

dilini kımıldatma. (17) Çünkü onu kalbinde toplamak ve

lisanında kıraatini sabit kılmak bize aittir.

(18) Sana Kur’ân-ı Kerîm’i kıraat eylediğimizde

sen onun kıraatine tâbi ol. (19) Onu izah ve beyân yine bize düşer.”

 (Kıyâmet 16-19. âyetler)

 

 

Peygamber Oluşu 

 

Hz.Muhammed 40 yaşlarında iken (Milâdi 610),

 yine Hirâ dağındaki mağarada halvette bulunuyordu.

Bu sefer Allah tarafından, kendisini doğrudan doğruya

Peygamberlik görevine çağıran,

Kur’ân-ı Kerîm’in Müddesir Sûresi’nin 1-7. âyetleri nâzil oldu.

 

“(1) Ey örtüsüne bürünmüş Peygamber!

(2) Kalk azapla korkut.

(3) Rabbini büyüklükle an,

(4) Elbiseni temiz tut.

(5) Azâba bais olan şeyleri bırak.

(6) Çok istemek üzere bir şey verme.

(7) Rabbin için her şeye katlan.”

 

Gelen bu “vahiy”den sonra artık

“vahiy”lerin arkası kesilmedi.

Sürekli ve zamana bağlı olarak “vahiy” gelmeye başladı.

Hz.Muhammed’in, Peygamberlik hayatı iki devreye ayrılır.

Birinci devre Peygamberliğinin başlangıcından

Medine’ye Hicret’ine kadar geçen 13 yıllık dönemdir

(Milâdi 610-622). İkinci devre ise Hz.Peygamber’in Hicret’ten,

Hak’ka vuslat edinceye kadar geçen 10 yıllık dönemdir

(Milâdi 622-632).

 

Hz.Muhammed halkı İslâmiyete davete başladığında,

erkeklerden ilk olarak Hz.Ali, kadınlardan da

Hz.Muhammed’in eşi Hz.Hatice Müslüman olmuş;

ona inanmışlar, uymuşlar ve ezeli îmanlarını izhâr etmişlerdir.

Belli bir süre sonra da Hz.Muhammed; önce akrabalarını,

ardından Safa Tepesine çıkarak tüm Mekke halkını,

Allah’tan gelen emir gereğince açıktan açığa,

Müslüman olmaya çağırmaya başladı.

 

 

Kardeşi, Veziri, Vasîysi, Halîfesi 

 

Kur'ân-ı Kerim'in Şuarâ Sûresi’nin

214-216. âyetleri:

 

“(214) Pek yakın kavim ve kabileni (akrabalarını)

Allah azâbıyla korkut. (215) Sana tâbi olan

mü’minlere kanadını alçak tut.

(Onlara karşı yumuşak davran, lûtufla muamele et)

(216) Kavim ve kabilen sana karşı gelirlerse

«-Ben sizin işlediklerinizden vâresteyim» dersin.”

 

Bu âyetler nâzil olunca Hz.Muhammed,

Hz.Hatice’ye yemek hazırlatmış ve Hz.Ali’ye de;

“Hâşim oğulları soyundan olanları çağırmasını” emir buyurmuşlardı.

 

Yemekten sonra Hz.Muhammed:

 

“Ben bütün insanlara, Tanrı elçisi olarak gönderildim.

Ulu ve yüce Allah, mensub olduğum boydan,

bana en yakın olanları korkutmamı buyurdu.

Allah’tan başka yoktur tapacak demezseniz,

sizi azâbından kurtaramam” buyurdular. Amcası Ebû Leheb;

“Bizi bunun için mi çağırdın” dedi ve yakışmayacak

sözler söyledi. Gelenler de dağılıp gittiler.

 

Hz.Muhammed, Hâşim oğullarını bir kere daha çağırdı.

Yedirdi, içirdi. Sonra; “Ey Hâşim oğulları” dedi.

“Bana itâat edin, yeryüzüne hâkim olun. İçinizden kim

bana yardım eder, bu işte beni kuvvetlendirirse kardeşim,

vasîyim, vezirim, vârisim ve benden sonra halîfem olur” buyurdu.

İçlerinden hiçbiri cevap vermedi. Genç yaşta olan

Hz.Ali ayağa kalkıp; “Ey Tanrı elçisi! Bu işte ben sana

yardım edeceğim” dedi. Hz.Muhammed;

“Otur” buyurdu ve sözünü bir kere daha tekrarladı.

Yine Hz.Ali’den başka cevap veren çıkmadı.

Üçüncü defasında Hz.Peygamber, Hz.Ali’ye;

 “Otur” buyurdular ve Hz.Ali’ye hitaben; “Artık kardeşim,

vasîyim, vezirim, vârisim ve benden sonra halîfem sensin”

demişler ve toplantıda bulunan Hâşim oğullarına

“Ali’ye itâat edin” buyurmuşlardır.

 

Hz.Muhammed’in getirmiş olduğu yeni din, Mekke’de

büyük muhalefetle karşılaştı. Bilhassa Kureyş’in ileri gelenleri,

Hz.Peygamber’in halkı İslâm’a davetine, şiddetle karşı çıktılar.

Çünkü İslâmiyet puta taparlığı kaldırıyor, insan hakları üzerine

birçok yenilikler getiriyordu. Bu durumda, Hz.Muhammed

davetlerini bir müddet gizli tutmak zorunda kalmıştır.

 

Bu dönemde İslâm dînini kabul edenlerin büyük bir çoğunluğu,

 üst düzeyden mal ve canlarını vermekten çekinmeyen kişiler

oldukları halde, onlarda bir müddet dinlerini gizlemek zorunda kalmışlardır.

 

Az zamanda yeni dinin müminleri çoğaldı. Bunlara

 “Tanrı’ya teslim olan” anlamına gelen “İslâm” denildi.

 İlk Müslümanlar çok ağır hakaretler, işkenceler gördükleri halde,

 îmanlarından, inançlarından asla dönmediler, kendilerine ve

yakınlarına yapılan işkencelere tahammül ettiler.

 

Hz.Muhammed’in halkı Müslüman olmaya çağırışı,

bulundukları mevki ve ellerindeki güçleri yitirebilecekleri

 kaygısıyla, Mekkeli müşrikleri (inkârcıları-inanmayanları)

 tedirgin etti. Kâ’be’den putlarının kaldırılmasının,

ticaretlerini engelleyeceği ve bir takım alışkanlıklarına

son verileceği için büyük bir tepki gösterdiler.

 

Bu ortamda Arabistan diyarı görülmemiş bir ahlâksızlık

ve cehâlet içindeydi. Onun için Hz.Muhammed’den önceki

Arap tarihine “Cahiliye devri” denir. Hz.Muhammed’e

kadar Hak dîni Hıristiyanlıktı. Ancak Hıristiyanlık dîni,

Tanrı görüşüyle de, hukuk sistemiyle de, artık insanlığın

ihtiyacını gerektiği gibi karşılayamıyordu.Müslümanlık,

 bütün Peygamberleri Allah tarafından gönderilmiş

elçiler olarak kabul ediyordu.

 

Bu yıllarda İslâmiyet’i kabul eden, kimsesiz ve yoksul olan

Müslümanlara; müşriklerin, inkârcıların yaptıkları cefâlar,

eziyetler gittikçe artmaktaydı. Hz.Muhammed’in, İslâmiyet’e

davete başladıklarının 10. yılında (Milâdi 620) o yılın

Ramazan ayında, üç gün arayla amcası Hz.Ebû Tâlib ile vefâlı eşi

Hz.Hatice vefât ettiler. Müslümanlar o yıla “Hüzün Yılı” adını verdiler.  

 

Çarşamba, Eylül 3, 2008 | Kategori:HZ_ MUHAMMED__IN HAYATI | (yok) Yorum yaz! Baglanti


Dursun Ali Erzincanlı - Kırk Yaşindaşın (Fon müziği) -



Çarşamba, Eylül 3, 2008 | Kategori:HZ_ MUHAMMED__IN HAYATI | (1) Yorum yaz! Baglanti

Bağlantılar

Son Yorumlar

blog hakkında
süper